Donnerstag, 18. Dezember 2014
5 vor 12: Die Kraft der Doppelmöbse
Mittwoch, 17. Dezember 2014
Paralel gelişmeler
Türkiye deki gelişmeleri anlamak için Avrupa tarihini iyi anlamak gerekiyor. Avrupanın nasıl ve neden geliştiğini iyi anlamak gerekiyor. İyi bir tarihçi olmamakla birlikle olayı basite indirgersek, gelişmenin en önde kaynaklarından bir tanesi insanların kilise boyunduruğundan kurtulmak isteyişleridir.
İlk özgürlük arayışı, kabaca söylemek gerekirse, Martin Luther'ın incili almancaya çevirmesi ile olmuştur. O çeviri o zamanki yaşayan insanlar için çok önemliydi. İncili o zamana kadar yorumlama şansı sadece latince bilen bir kaç kişinin tekelinde idi. Yapılan tercüme ile incil tek yorum hegemonyasından kurtarılmış, herkese okuma ve yorumlama şansı getirilmiştir. Bundan sonra da zaten kilisenin insanlar üzerindeki hükmü gitgide azalmıştır, çünkü insanlar kendilerine söylenene inanmak yerine kendileri fikir sahibi olmak istemişlerdir.
İkinci kırılma dönemi sanatta yaşanmıştır. Kilisenin o zamana kadar tek yaratıcı tanrı diye kabul ettiği ama insanlara yaratma şansı vermediği dönemin yavaş yavaş tarihe gömülmesi ile olmuştur. Birşeyler yaratmak için o şeyin anlaşılması gerektiği herşey gizliden gizliye araştırma konusu olmuştur. Leonardo da Vinci mesela insanların anatomisini daha iyi çızabilmek için insanların iç organlarını bir cerrah gibi incelemiştir ve tıpa tıp aynısını tuvale geçirmeyi başarmıştır.
Yaratmak tabii ki o zamanın kilise düşüncesine karşı geliyordu. Yoktan hiçbirşey var edilemez görüşü hakimdi ve o ilk şeyi yerinden oynatan da tanrıdan başka birşey olamazdı. Buna göre herşey yaratıldığı gibi kalmalıydı, yaratılandan hariç başka şeyleri yaratmaya kalkışmak tanrı ile eş koşmak anlamına geliyordu ki bu da kabul edilemez bir durumdu. Bu nedenle kilise kendini tanrı koruyucusu olarak gördü ve onun yasalarının uygulanmasını sağlamaya çalıştı. Tek bir tanrı fikrini ayakta tutmak için her yaratıcı fikir baştan önlenmesi gerekiyordu.
Sanat ile başlayan bu kopma fikir bazında da sürmeye devam etti. Descartes tanrıyı kanıtlamak için yola çıktı ve fikri gövdesinden ayırdı. Böylelikle fikrin gövdesinden bağımsız yaşayabileceğini savundu ve tanrının da gövdeye ihtiyacı olmayarak da var olabileceğini iddia etti. Ne kadar tanrının var olduğunu kanıtladığını zannetmiş olsa da bilimin yolunun önünü açmış oldu. Çünkü gövdeyi incelemek, yani fizik ile uğraşmak tanrıya aykırı değil olacaktı. Tanrının varlığını kanıtlarken insanlara serbest çalışma özgürlüğü de vermiş oldu.
Böylece Avrupada kilise hegemonyası yavaş yavaş gerilemeye, insanlar daha da çok özgürleşmeye başladılar. İnsanlar kendi kaderlerinden kendilerinin sorumlu olduğunu anladıktan sonra kiliseye sırt çevirdiler ve yeni arama şekilleri türedi. Artık kendi güçlerinin farkına vardılar ve kendileri birşeyler yaratmaya başladılar. Bu gelişme ne kadar tekniğin gelişmesini tettiklemiş olsa da, en büyük ilerleme başkasının kendisi hakkında yorum yapmasını kısıtlamakla olmuştur. Bu bir özgürleşme savaşıdır.
Turkiyeyi anlamak için de yukardaki kısaca anlatılmaya çalışılan Avrupadaki gelişmeyi anlamak lazım. Türkiyedeki olaylar da Avrupanın çok yıllar önce geçirmiş olduğu özgürlük davasından başka birşey olamaz. Özgürlük vaat edip de tekrar düşünceye darbe vuranlar ile kendi kaderlerini kendileri belirlemek isteyenler arasındaki çatışma. Bu zorunlu bir mücadeledir, çünkü yukardan verilen özgürlüğün hiç bir anlamı yoktur, değeri de anlaşılmaz zaten. Ancak ve ancak alın teri ile elde edilmiş şeyler değerlidir. Avrupa özgürlüğün anlamını çok iyi biliyor ve sahip çıkıyor. Biz henüz bilmiyoruz, öğrenmemiz de biraz sancılı geçecek galiba. Temennim tarihten ders almaktır ama tarihi bu anlamda okuyan ve okutan malesef yok.
Montag, 15. Dezember 2014
Zusatz zur Dax Prognose vom 15.12.2014
Wie wird es nun wietergehen? Ab jetzt werden wir den zweiten Mobs ausbauen und das sollte wie folgt gesc
hehen:
Bis 9600 werden wir gemächlich steigen, um dort eine Pause einzulegen. Danach werden wir Richtung Höchsstände weiter marchieren....
Samstag, 13. Dezember 2014
Dax-Prognose ab dem 15.12.2004
Wie wird es aber in den kommenden Tagen ausshen? Dazu habe ich eine Grafik vorbereitet:
Samstag, 6. Dezember 2014
Dax-Prognose ab dem 05.12.2014
Betrachtet man den Dax längerfristig, so wird man feststellen, daß er genau die TT-Formation gemacht hat.
Wir haben seit 1988 drei große Wellen gemacht und der Dax schickt sich an, seit 2010-2011 die vierte Welle zu machen, die die mächtigste Welle unter denen ist. Diese vierte Welle besteht auch in sich aus vier untergeordneten Wellen. Nach der TT-Formation sind auf der großen vierten Welle bereits drei Wellen gemacht. Das Ende der drei Wellen wurde durch die Konsolidierung eingeleitet. Nun sind wir dabei, auch die Konsolidierung zu beenden. Mit dem Ausbruch aus dem Range von ca. 8400-10100 Punkten ist die letzte Phase eingeläutet, d.h. die vierte Welle der großen vierten Welle ist in Angriff genommen worden.
Wie sieht nun diese letzte Phase im Detail aus?
So wie das große Bild aus vier Wellen besteht, so besteht auch die Konsolidierungswelle aus vier Wellen oder Phasen. Diese sind auf der Zeichnung gekennzeichnet. Nach TT-Formation sind wir gerade dabei, die dritte der Konsolidierungswelle zu machen. Nach dieser dritten Welle sollte man einen großen Absturz erwarten, was mindestens bis zur Hälfte der dritten Welle oder bis zum Anfang der Welle bei 8400 Punkten reichen dürfte. Danach führt die vierte Konsolidierungswelle in der vierten Phase des großen Bildes seinen Weg fort.
Nun gibt es für den Verlauf der vierten Welle zwei alternative Möglichkeiten. Entweder setzt sich der Anstieg wie auf der linken Zeichnung nach oben fort, oder aber die dritte Welle geht in einer "Möbse" über, was den Verlauf der vierten Welle beeinflussen würde: Diese Welle müßte auch in einer "Möbse" enden.
Die vierte Welle des ersten großen Bildes, welche nur bis zur der dritten Phase aufgebaut worden ist, aber jetzt in kürzer die vierte Phase einläuten wird, sieht wie folgt aus:
Wenn sich diese dritte Welle der Konsolidierungswelle ausgebildet hat, so werden wir in die vierte Welle, die in der mittleren Zeichnung zu sehen ist, eingeführt. Und diese vierte Welle wird die allerletzte Phase der Wellen einleiten, was sich wiederum durch einen Crash zu Wort melden wird. Chash wird also unvermeidbar sein, ob die Form auf der zweiten Zeichnung die linke Form oder die rechte Form annimmt, spielt dabei keine Rolle, weil eben die TT-Formation außer diese vier Wellen nichts mehr hergibt.
Freitag, 5. Dezember 2014
İyi konuşma nasıl olur?
İyi konuşma üzerine tonlarca kitap yazılmıştır. Bir insanı en kolay şekilde nasıl etkilemeyi öğrenmek mümkün. Böyle manipülatif teknikleri öğrenmek mümkün ama kalıcı şekilde anlaşılmak isteniyor ise manipülasyondan hariç karşı tarafın ruh ve bilgi halinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Hisse hitap eden veya coşturucu konuşma şekli ile dinleyiciyi manipüle etmek mümkündür. Ama bu konuşma şekli ikna etme amaçlı değildir, konuşmanın arkasında yatan gerçek amacı gizleyip sünni amaçlarla dinleyiciyi belli yöne çekmek içindir.
En iyi konuşma, konuşan ile dinleyici arasındaki mesafeyi en aza indiren konuşmadır. Doğası gereği ile herkes ayrı deneyim yapar ve ayrı temeli oluşturur. Ayrı temele sahip olanlar o sahip oldukları temele göre durum değerlendirmesi yapacaktır ve dolayısı ile birbiri ile anlaşması zorlanacaktır.
İyi konuşmacı anlatacağı şeyin anlaşılmasını sağlaması için ilk yapacağı şey dinleyiciyi kendi seviyesi ile aynı seviyeye getirmek olacaktır. Bu yüzden yeni birşey söylemeden önce konuşmacı durum tespiti yaparak dinleyiciyi hazırlaması gerekir, dinleyiciyi elinden tutup onunla küçük bir geziye çıkması gerelir. Bu gezi kendisinin nerden geldiğini anlatma gezisi olacaktır. Ancak ve ancak konuşmacının nerden geldiği anlaşılırsa işte o zaman konuşmaya yeni birşey eklemek daha kolay ve anlaşılır olacaktır.
Havaalanında şöyle bir hadise yaşanmış. Küçük bir kız çocuğu xray cihazından geçerken cihaz alarm çalmış. Oradaki çalışan görevli, küçük kızı detektör ile arayabilmesi için eli ile kızın dönmesini işaret etmiş. Küçük kız ilk defa o cihazından geçtiği için, o görevlinin yaptığı hareketi eli ile tekrarlamış. Görülüyor ki küçük kızın deneyiminde havaalanında aranmak olmadığı için görevli ile aynı zemine sahip değiller, bu sebeble de küçük kız o işareti anlayamamış. Anlaşılmak için aynı zemini, temeli paylaşmak gerekiyor.
Aynı zemin veya temel tüm toplumun belli değerler ve betimlemeler üzerinde anlaşırsalar (konvensiyon) oluşur. "Beyaz" kelimesi üzerine konuşurken beyazın beyaz olduğu konusunda ve beyaza beyaz denilmesi konusunda hem fikir olunması gerekir. Biri beyaza beyaz, diğeri sarı derse konuşma bile gerçekleşemez. Anlam kargaşası çekmemek için belli konularda anlaşma yapılması gerekiyor. Bir dilin dağınık olması belki de bu konuya işaret edebilir. Dilin yöresel anlam değiştirmesi genel anlamda kargaşa yaşanacağına işaret edebilir.
Kitap, dergi ve televizyon ortak değer taşıyıcı unsurlar olabilir. Yeni terimlerin ne anlama geldiğini ve büyük kitlelere taşınmasında büyük görevleri üstlendiğini bilmedi gerekir. Bu nedenle titiz davranılması, dinleyiciyi kandırma amaçlı değil de onu aynı zemine oturtma amaçlı olması gerekir.
Donnerstag, 4. Dezember 2014
Tatil köyüne hoşgeldiniz
Hiç birşeyi ciddiye almamak, herşey ile alay etmek, hatta çocuk oyuncağına benzetip o şeylerle oynamak dışardan bakıldığında tatil köyünü andırabilir. Gözlemci herşeyin çok kolay olduğunu, alay edenlerin üstün kişiler olduğunu zannedilir. Bir de isim sahibi ise bu insanlar, sergiledikleri tavrın arkasında bilgelik olması gerektiği düşünülür. Bu tavır kendine yaklaşılmaz yapar. Herşeyi bilen, herşeyin üstesinden gelen kişilerle nasıl baş edilir ki? Ancak gıpta duyulması gerekir, diye düşünür insan.
Belki de bu tatil köyü havası bilinçli şekilde yayılmak isteniyor. Belki de hiçbirşey bilmediğini gözlemek için böyle bir hava yaratılmak isteniyor. Olayı anlamak yerine yüzeysel anlamış gibi yapmak ve anlamayanlar ile dalga geçmek belki de kendi yetersizliğini gizlemek içindir. Olay basit olmasa bile basit bir olay ile karşılaşmış gibi yapmak karşı tarafta etki yapacak ve onu gereksiz sorulardan koruyacaktır ve dolayısı ile gizli bir anlaşma yapılmış olunur: yüzeysel olan oyununu devam ettirir, diğerleri ise bu oyuna göz yumar.
Yukarda açıklamak istediğim konu ile askeriyede konferans vermek için çağrılmış üniversite öğretim görevlisinden örnek vererek göstermek isteyeceğim. Türk dilinin ne güzel olduğunu ballandıra ballandıra anlattıktan sonra Türk dilinin dünyada en güzel dil olduğunu savunmuştu. Normal sokakta bir vatandaştan bunu duymak normal gelebilir, çünkü vakti olup da dil ile meşgul olamıyor olabilir, ama bir üniversite görevlisinden böyle yüzeysel bir cümlenin çıkması anlaşılır gibi değil. Hiç içeriksiz bir cümleyi kullandıktan sonra soru sorarak kendini tastik ettirmeye çalışmak üniversitede değil de tatil köyünde olduğunun çok güzel göstergesi değil mi?
Başka bir örnek ise bir başka yazıdan alıntı yaparak vermek istiyorum:" ‘İyinin ve Kötünün Ötesinde’ başlıklı yapıtında Nietzsche adaleti şöyle betimler; ‘’….doğa gibi bir varlığı düşünün, ölçüsüzce savuran, kayıtsız, amaçsız, acımasız ve adaletsiz, hem bereketli hem kısır bir güç olarak kayıtsızlığı düşünün… buna göre nasıl yaşayabilirdiniz? Yaşamak, kesinlikle doğadan başka bir şey olmayı istemek değil mi? Yaşamak, değerlendirmeyi, seçim yapmayı, haksız olmayı, sınırlı olmayı, farklı olmayı istemek değil mi?..’’
Bu cümle şöyle yorumlanmış:" Burada ilk tümcede doğa adaletsiz olarak betimleniyor. Son tümcede ise, adil olmama, doğaya karşıt olma olarak betimleniyor. Nietzsche’ye göre adalet, doğaya ait bir şey olmalı, insana ait değil… Bu ifadelere göre insan, yaşamakla, varoluşuyla adil değildir. İnsan yaşamı doğaya karşıttır. Doğaya karşıt olmadan yaşamak insan için olanaksızdır."
Şimdi yazar adalet üzerine bir tez hazırlamış, Nietzsche' in de kitabının birinde adalet sözcüğü geçtiği için Nietzsche' 'nin adaletten bahsettiğini zannediyor ama yanılıyor. Burada Nietzsche doğanın herşeye kayıtsız ve herşeye aynı mesafede kaldığını yazıyor. Yaşamın ise tam tersi seçim yapmak için taraf tutması gerektiğini yazıyor. Şimdi o alıntıda adalet geçiyor diye bu cümleyi alıp da kendi tezinde destek olarak kullanmak tatil köyü anlayışı değil de başka nedir?
Bir de memurlar da rastlanır bu tavır. Belli bir makama sahip kişi kendini tatil köyünde gibi hisseder. Her tarafta hizmetçisi olan, bir dediği iki edilmeyen biri olarak kendini görmesine görür ama buna tahammül edenlere, o oyunu oynayanlara ne demeli? Hoşgeldiniz tatil köyüne!
Not: Yukardaki yazı bu likten alınmıştır: http://dusundurensozler.blogspot.de/2014/12/adalet-suc-ve-ceza-uzerine-nietzsche-1.html?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed:+blogspot/iooN+(F%C4%B0LOZOFLAR+VE+D%C3%9C%C5%9E%C3%9CND%C3%9CREN+S%C3%96ZLER%C4%B0)&m=1











