Montag, 30. Dezember 2013

Sanat ve düşmanları üzerine


„Das Gute, das Schöne und das Wahre“

Ilk defa Platon tarafindan ifade edildigi söylenen, „iyilik, güzellik ve dogruluk“ terimleri hayati yorumlamakta cok fayda saglamistir. Ayni terimler günümüze kadar kilif degistirerek gelmeyi basarmis, Kant, Karl Popper ve Ken Wilber gibi düsünürlerin de ana temasi olmustur. Kant'in üc zekasi (saf, pratik ve yargi gücü veya etik, estetik ve bilimsellik diye de ayirt edilebilir), Popper'i üc düyasi ve Wilber'in de dört ayrimi yukardaki tema ile aynidir. Güzellik, ic dünya üzerinde durur, güzelligin nasil gelistigi konusunda fikir yürütür, iyilik insanlar arasi iliskiyi betimler, yani ahlaki iliskileri; dogruluk ise bilimsellik ile alakalidir.

Sanati aciklamak icin biz de o terimlerden yararlanmak zorundayiz. Sanat güzellik anlayisi ile yakindan ilgilidir, o kendini ifade etme şeklidir. Sanat amacşızdır. Sanatın kendinden başka amacı olamaz. Sanat hayatı yorumlar ve özgürlüğün doruk noktasıdır, çünkü o kendini fiziki zorunluluklardan bağımsız olarak ifade etmesini ister. Bir ise yaramadığı için normalde sanatci hayatıni sürdürebilmek icin yeterli maddiyata gereksinimi vardır, veya sanatçınin karnini doyuran destekleyiciye. Sanat maddi anlamda bir ise yaramasa bile ona gereksinim vardir, cünkü sanat insani yüceltmek icindir. O, degeri güzelligi gelistirdigi icin alir, o yeni bir seyi hayata kazandirdigi icin alir. Sanatci, bir kadin gibi dogurtkandir. Dogurdukca farkindaligi daha da gelisecek, farkindaligi daha da gelistikce daha iyi ürünler yapacaktir. Yaptigi ürünler onun seviyesinin disa vurus seklidir.

Sanatın pazarı vardır ama maddi değeri yoktur, cünkü o hic bir ise yaramaz, ne yenir ne de üstüne bir bina insaa edilir. Pazardaki değeri arz ve talep üzerine kuruludur. Sanatçının pazarın oluşumunda bir katkısı yoktur. Sanat ürününü belirleyici cok degisik etkenler olabilir, sanata sahip olmakla sanatçı ruhuna erisildigi söylenemez, hatta iyi bir seçim yapildiğını da göstermez. Sanat yapımında veya oluşumunda gercek deger sanatçıyı dönüştürdüğü kadardir, onun güzellik ruhunu gelistirebildigi kadardir. Ondan hariç ona biçilen değer sanat ile alakalı değildir.

Sanat güzellik ile uğraşır. Ahlaki değeri ona atfetmek onu amaçlı kılar. Sanat doğruyu söyleme gayesinde hiç de değildir. O sanatçının iç dünyası ile ilgilidir. Sanatçı sanatı ile kendini ifade eder, kendini ifade ettikçe de dönüşür. Içindeki gelişmenin dışa vuruşudur sanat. Bu nedenle o ne politikaya alet olur, ne de başka bir ideolojiye. Kendini belli bir amaca alet ettiği anda başkaları tarafından yönetilir, ve özgürlüğünü kaybeder. Özgürlügü yitirdigi anda o belli şeyleri manipüle etmek için kullanilir, bu durumda asil görevi olan dönüsümü desteklemesinden söz edilemez.

Sanat ürününü temin eden, sanatı güzel bulan, normalde onun piyasa değeri üzerinden hesap yapmaz. Onun gercek değeri kendini ne kadar dönüstürebildigi ile ilgilidir. Alicinin dönüsmesi icin hazır olmasi gerekir. O, sanatı anlamasi için, sanatın diline hakim olmasi gerekir. Mesela tiyatroya ilk defa giden biri tiyatrodan hiç birşey anlamiyacaktir. Ona sahnede yapılan şeyler çok yabanci gelecektir. Belki de piyesin bitmesini sabırsızlıkla bekleyecektir, çünkü o donanımlı gelmemiştir. Piyes onun için yabancıdır. Oyun hakkında hiçbir fikre sahip olmayan, piyesten birşey anlamiyacaktir. Oyun hakkında bilgi sahibi olmak icin başkalarının da o konuda ne dediğini bilmesi gerekir. Diğer insanların o konuda yaptığı yorumları tanıması gerekir. Kendini bu konuda egittikten sonra rejisörün yapmak istediği değişimleri, vurgulamak istediği noktaları daha iyi anlayacaktır. Konuya hakim olan ancak bu nüansları fark edebilir ve bu degisikliklerin yerinde olup olmadığı konusunda fikir yüretebilir. Aksi halde tiyatrodaki gelişen olaylardan yabancı kalacak, oraya geldiği gibi eve geri dönecektir. Her oyun onu sahneleyen rejisörün yorumudur.

Sanat ürünü ile doğum aynıdır. Bu nedenle cinsellik sanattan ayrı tutulamaz. Belli bir amaca alet olan sanat, çocuğu belli bir amaç için yapmak isteyene benzer. Çocuk emekli kasasıni doldurmak için veya ülkenin yaşlanmasını önlemek için yapılır, ama cinsellikten zevk alındığı için yapilmaz. Amaçli sanat gerçek zevkin kaynağını kestigi için yapılır, çocuk ise sevgi ürünü olacağı için yapılır. Ona nihai amaç koymakla zevki cinsellikten men etmiş olunur. Zevk almanin yerine görev girer. Her görev ise gerçek anlamda özgür doğumu, sevgi ile üretmeyi önler. Sevgi ile üretilen şey iyi olabileceği gibi kötü şey de olabilir, o gelecege aciktir. Her oteriter rejim acik bir gelecekle sorun yasar, bu nedenle gelecek riskini en aza indirgemek için zevk alınmasını yasaklar, zevk almak onlar için tehlikelidir.

Yukarda betimlenen üc olgunun bir digerine baski yapmasi ile insan gelisimi de kisitlanmis olunur. Zevkin kötü oldugunu ancak etik degerlerle aciklamak mümkündür. O halde acikca etigin diger iki olgu üzerinde gösterecegi baski etigi yücelttigi gibi hayati da kisirlastirir, cünkü güzellikten ve dogrudan mahrum kalan bir hayat canliligi yitirmis bir hayattir. Birey birey olmak yerine toplumda erimiş duruma gelir, toplum herseydir, birey ise hiçbirşey. Etigin bilim üzerinde baskı kurması, bilimin etigin belirlediği amaca itaat etmesini sağlar. Doğru, etigin kölesi haline gelir ki o halde etigin hükmü durdurulamaz. Aynı tehlike bilimin diğer iki öğeler üzerinde kurduğu hüküm ile de gerçekleşir. Estetik her iki ögenin ortasındadır, dikkat etmedigi takdirde ürettiği yaratığın kölesi haline gelebilir. Bu nedenle yukarda betimlenen o üc olgu birbirinden bagimsiz ele alinmali, birinin digerine olan baskisi en aza indirgenmelidir.

Sonntag, 29. Dezember 2013

Tembellige övgü


Der Handelnde ist immer gewissenslos, es hat niemand Gewissen als der Betrachtende.“ Goethe

Fail biri vicdansizdir, gözlemciden baska kimsenin vicdani yoktur, der Goethe. Özüne bakildiginda hayatin icinde olan biri ile hayata disardan bakan biri arasinda ayrim yapiyor Goethe. Hayatin icinde olan hayatla ic icededir. O kendini hayatin akisina birakir ve hayat onu hangi karaya vurursa yelkenini oraya dogru acar. Heyecan dolu günler ona renkli hayat yasatir. Yaptigi isten haz almaktir gayesi, sonuc odakli degildir o. Is yapmak icin karar verdigi zaman, kararindan hic kusku duymaz. Tüm enerjisini planini gerceklestirmeye odaklar, kisacasi yapacagi is üzerine ne fazla düsünür ne de süphe duyar. O etkinligini yasar.

Hayatin icinde yasamak gibi hayata disardan bakmak da mümkündür. O kendini hayati betimlemeye adamistir. O hayata anlam vermeye, olgular arasinda baglanti kurmaya calisir. Etlinlik sarhoslugunun verdigi bayginliktan kurtulup, hayati hesaplanir kilmaya calisir. Bir isi yapmadan önce ilk yapacagi is, onu enine boyuna planlamaktir. Olabilecek her olasiligi önceden kestirmek, yaptiktan sonra herhangi bir sürprizle karsilasmak istemez. Belki de kendini detayda kaybetmekten dolayi olacak ki yapacagi hamlelerin önceligini gözden kacirip hic etkin olamiyacaktir o. Yorumlayici tutumu onu bir hayal insani yapar.

Hayat sarkaci bu iki uc arasinda gelip gider. Etkin insan destan yazar, digeri ise yapilan ise anlam verir. Etkin olan anlam pesinde kosmaz, hatta yaptigi isin neye yaradiginin da farkinda degildir. Teorik üstyapisi olmadigi gibi, o her teoriyi kendi amaci icin kullanmayi da bilir. Yapacagi isi gerekcelendirmek icin cogu zaman birbirine zit düsen teorilerden de faydalanir, asil amaci herhangi bir teoriyi dogrulamak olmadigi gibi yanlis olmasi da onu asil gayesinden sasirtmaz. O fail insandir.

Fail insan kendi kendinden kopmus insandir. O kendini disarda bulur. Vicdanin sesini dinlemek icin fail biri etkiligini bir an olsun durdurmasi, ona mesafe koymasi gerekir. Anlam vermek zaman alir. Hayatin icindeki, hayata disardan bakan biri gibi gözlem yapamaz. Hayatin ona sundugu duygular bütünü görmesini engeller. Fail olmak yerine tembel olup o durumdan uzaklasmasi, ona hayati gözlemleyerek yorumlama firsati verecektir. Ne yaptigini bilmek fail bir hayatin arasinda verilen tembellik molasi ile gerceklesir.

Samstag, 28. Dezember 2013

Demokrasilesme sürecinde sosyal medyanin rolü


Enformasyon halki en etkileyici silahlardan biridir. Kamuoyu olusturan medyanin kontrol edilmesi otoriter sistemlerin acikca bas hedefidir. Belli bir gercekligi yaratmanin en basit yolu o olguyu sürekli ekranlarda tekrarlamaktir. Bir seyin cok tekrarlanmasi insanlarda o seyin dogru oldugu kanisini uyandirir. Atasözün birinde söyle denir: Bir adama 40 sefer deli dendiginde, o gercekten deli zannedermis. O halde belli bir gercekligi dayatmak icin enformasyonun tekrarlamasi gerekir. Tekrarin gercekligi yaratmadaki rolü tekrarlanan seylerin taninir olmasini saglayip, taninan seylerin de güvence vermesinden kaynaklanir. Süpermarkette o güne kadar bilmedigi yeni bir ürün satin almak isteyen bir tüketici, o güne kadar reklamlarda en fazle gördügü ürünü satin alacaktir, cünkü tanimadigi birseyi satin almak yerine taninmis bir markayi satin almak daha risksiz olacagini düsünecektir. O bilmedigi yoldan gitmek yerine bilinmis izlerden gitmeyi yegleyecektir.

Enformasyonu kontrol etmek istenilen dogruyu empoze etmek icindir. O kendi dogrusu yaninda baska dogruya tahammül etmeyecegi icin kendi dogrusu karsiti düsüncelere sinirlama getirecektir. Sinirlama ile kalmaz o, karsit düsünce sahiplerine cadi avi da düzenler. Otoriter rejim yarattigi düsman ile tüm kötügün disardan geldigini ve rejimin tek kurtarici oldugunu ekranlardan yayinlayip gerceklik yaratacaktir. Acikca baski ile kontrol edilemeyen halk bilinci, manipulasyon ile kontrol edilmeye calisilacaktir. Bilinci kontrol etmekle istekli taraftar yaratmaktan baska iyi ne olabilir ki? Dogruya inananlar gönüllü itaat ederlerdir.

Görülümüstür ki sosyal medya enformasyon dagilimi konusunda baska yol izlemektedir. Her ne kadar otoriter rejimler büyük medya sahiplerini kontrol etme imkani bulsalar da sosyal medyanin bu sinirlar disinda kalma nedeni coklu ag kullanimindan kaynaklanir. Enformasyon kaynagi tek bir medyuma bagli degildir, enformasyon havuzu her taraftan dolar. Katilimcilar hem enformasyon kaynagi görevini üstlenirler, hem de kendilerini bilgilendirirler. Katilimcilara otoriter sistemde oldugu gibi dogru disardan verilmez. Onlar artik aktif sekilde kendi dogrularini sekillendirmeye calisirlar. Onlar bilincli olarak kimleri takip edeceklerine, kimleri etmemeyeceklerine kendileri karar verirler. Her karar verme kendi bilinclerini olusturmakta atilmis adim olarak yorumlanabilir. Kendi secimleri kendi dogrularini olusturacaktir.

Zamanla yaptiklari secimin cok önemli oldugunu anlarlar. Normal hayatta oldugu gibi kimi insanlarin yalan, kimi insanlarin dogru söyledigini ayirt etmeleri gerektigini sosyal medyada da anlayacaklardir. Bazi katilimcilarin daha güvenilir, bazilarinin daha güvenilmez oldugunu orada da kesfedeceklerdir. Bu da otofiltre gelistirmeleri icin ana sebeplerden biridir. Her ne kadar otoriter sistemler gibi kendileri de otofiltre gelistirseler de bu filtre kendi kendilerine yaptiklari sansürden baska sey degildir. Bu sansürden dolayi kendisinden baska kimse sorumlu tutulamaz. O artik kendi sorumlulugunu üstlenmek zorundadir.

Kendi gercekligini aktif gelistirmekte yardimci olan sosyal medya toplumun daha demokratiklesme konusunda da yardimci olacaktir. Demokratik sistem daha katilimci bireylere ihtiyaci vardir. Dogrularin kurgulandigini, o kurguda kendi payinin da olmasini isteyen aktif fertlere ihtiyaci vardir demokrasinin. Her dogru kismen dogrudur. O yine parcalanabilir, tekrar baska olgularla iliskilendirilerek yeni bir dogru ortaya cikabilir. Dogru kurgulamak canli bir sistem gibidir. O sistemi bir yere civilemekle canliligin da kaybolmasina neden olunur. Canli sistemler kolay kolay kontrol edilemez, otokontrol seklinde hayat sürdürürler, acik bir gelecege sahiptir. Bu nedenle de otoriter sistemler sürekli canli sistemlerin belirgin olmasi icin ugrasmis, herseyi kontrol etmek icin de ellerinden gelen seyi yapmak istemislerdir, sadece korku ugruna.

Freitag, 27. Dezember 2013

Aile politikasi nasil olur?


Politika sosyal hayatta insanlar arasi davranisi belirleyen ve ortak karar bulma mekanizmasini düzenleyen iletisim bicimidir. O gelecegi bicimlendirme amaclidir. Su anki zamani arastirir, analiz eder, gelecegi sekillendirme istegi ile gercek amacinin gelecege yönelik oldugunu gösterir. Politika icin gecmis gelecegi nedenselletirmeye yarar ve nihai bir amaca ulasmak icin vardir o. Felsefe ile arasindaki fark felsefenin gercegi arama sevdasi oldugu, politikanin ise gelecegi sekillendirme gayesini tasidigidir. Iyi bir gelecek ugruna gecmisteki olaylar belli bir amaca göre bükülebilir, istenilen sekle sokulabilir. Teorik gerekcelendirmeler isini pürüzsüz sekilde yapmak icindir.

Gelecegi sekillendirme yöntemi iki sekilde olabilir. Birinci sekil demokratik sistemi destekleyicidir. Her bireyin hür ve özgür yetistigi bir ortamda gelecek icin ortaklasa karar almak ancak anlasma ve ikna etme sayesinde olacaktir. Bu yönteme göre her sahsin ayni derecede görüs belirtme sansina sahip oldugu kanisi hakimdir. Ortaklasa alinan karar fikir catismasi sonrasi herkesin o görüste konzensus saglamasindan sonra uygulamaya hazirdir. Karar almak böyle bir ortamda uzun sürecegi icin bu yöntem zahmetlidir. Her ne kadar zahmetli olsa da faydasi bir hayli fazladir. Ortaklasa karar alma mekanizmasi ile gücün tek kiside toplanmasi önlenmis ve yöneticilerin hesap vermesi saglanmis olunur. Devletin bireye karsi gücünü sinirlamasi ve o gücü sinirlayici önlemler alinmasi ancak oradaki calisan görevlilerin hesap verme zorunlulugunu yasama gecirmeleri ile olusur. Kendi vicdanini gerektiren kararlarin desteklenmesi ile disardan ona gelebilecek baskilara daha kolay direnebilecektir.

Karar alma mekanizmalari arasinda aile havasi yaratip karar almayi bir hayli hizlandirmak da mümkündür. Böyle bir sistemde bireylerden söz etmek mümkün degildir. Birey kendini „aile“ icerisinde eritecektir. O kendi görüsünü grup görüsüne feda edecektir. Amirlerine karsi gelmeyecek, ondan bekleneni en hizli sekilde yerine getirecektir. Onun görevi ona verilen görevi en hizli sekilde yerine getirmektir. O yaptigi islerden sorumluluk duymaz. Sorumlu tutulmasi durumunda sucu amirine atacaktir, amirinin emrini yerine getirdigi gerekceyi öne sürecektir. Vicdani konusmayacak sekilde susturulmus biri asla özgür degildir, zaten aile icinde özgürlük de aranmaz. Aile kurallari baglayicidir. Aile icindekiler distakilere karsi tutumlu bir hayat sürdürürler, gücü birliktelikten alirlar. Aile büyügü onlari korur ama ayni zamanda onlardan özgürlügünü feda etmelerini bekler.

Aile sistemi yönetim hatir üzerine kuruludur. Birsey gerektigi icin degil, dogru oldugu icin hic de degil, o sadece aile ferdi istedigi icin yapilir. Aile yönetim sekli aile cikarini göz önünde bulundurdugu icin hatir üzerine kuruludur. Hatirin özgürlükcü sistemdeki ismi rüsvettir. Hatir ile yapilan bir is gerektigi icin yapilmaz, vicdan ile onaylandigi icin hic yapilmaz, o simdiki hamleyi gelecekte kendine getirecegi cikari hesapladigi icin yapar. Aile sistemi ile dogrunun yerini cikarci, bastan asagi rüsvete bagli bir sistem alir.

Donnerstag, 26. Dezember 2013

Kolay elde edilen kolay kaybedilir


Lotto-Totto milyonerleri arasinda yapilan arastirmalarda talihlilerin ne kadar mutlu olduklari incelenmistir. Incelemede ilk günlerdeki mutlulugun pek de uzun sürmedigi görülmüstür. Mutlulugun uzun sürmemesi bir yana, gözlemlenen odur ki kazandiktan sonra o sahislar daha da mutsuz olmuslardir. Pekala kolay elde edilen sey neden bu kadar mutsuzluk yaratiyor? Neden kolay elde edilen seylerin degeri anlasilamiyor?

Bireysel acidan sorun yaratan o tutum toplumsal acidan da ayni sonuclara neden olur. Tabii ki bu savi kanitlamak imkansizdir ama dogru oldugu konuda ip uclari bulmak mümkündür. Demokrasi Avrupaya havadan düsmedi. Fransiz ihtilalinden sonra Avrupa cok calkantili anlar yasadi. Kendi arasinda gerceklesen savaslarin yaninda iki büyük dünya savasinin da cikis noktasi oldu. Kavgalarin cikma nedeni ne olursa olsun kavga sonrasi hükümetlerin demokratik yapi aldiklari görülmüstür. Tek kisilik hükümet biciminden kuvvet dagiliminin oldugu cok partili bir sisteme gecis yapilmistir. Eski deneyimlerden yola cikarak gücün tek kiside toplanmasi önlenmis, devletin vatandasa keyfi baski yapmasinin önüne gecilmistir. Bu anlamda gerceklesen kavgalarin özgürlük kavgasi olarak da betimlenmesi mümkündür.

Tarihte görülmüstür ki, cogunlugun azinlik üzerinde baski kurmasi cok kolay olmustur. Sorunun cogunlugun söz gecirebilmesi degil, azinligin korunmasi oldugu anlasilmistir. Bu nedenle hem azinligi koruyucu hem de gücün tek kiside toplanmasini önleyen sistem yerlestirilmistir. Güc dagiliminin amaci da gücü kontrol edilir ve devleti hesaplanabilir hale getirmektir.

Asil söylenmek istenilen olgu devlet kurumlarini arastirmak degildi. Tarihin getirdigi yeni devlet yapilanmasi onca yüklü deneyimin karsiliginda gerceklesmis, bu nedenle de kazanilan deger anlasilir hale gelmistir. Degerler zor elde edilmistir, dolayisi ile kaybetmemek icin sistemin yerlesmesine tüm gücle sarilinir.

Demokrasi ilkelerinin yerlesmesi alttan gelen talebten dolayi, bireysel isteklerin birlesmesinden sonra dogmustur. Bu degerler alin teri ile kazanilmistir, hediye alinmamistir. Demokratik degerlerin yerlesmesi yukardan hediye edilerek de gerceklesebilir. Iyi niyetli bir yönetici demokratik sistemi uygun görebilir. Bu iyi niyet ne kadar asagiya ulasabilir? Alt tabaka bu degerlerin ne kadar farikina varabilir?

Degisen güncel olaylarla bilinc seviyesi ayni hizla ilerleyemeyebilir. Hatta degisimin ne oldugu kavranmayabilir de. Kavranamayan, farkina varilamayan sey ne kadar ayakta durabilir? Ayakta durabilmesi icin o degerin bireysel ihtiyac teskil etmesi gerekir. Ancak ihtiyac duyulan degerler ayakta kalabilir. Demokrasiyi ayakta tutan özgürlük degerinin ihtiyac olarak algilanmamasi demokrasiyi zayiflatacaktir. Demokrasiyi ayakta tutmak aktif fertlerin sistemde rol almasini gerektirir.

Üstten konma demokrasi ile lotto-totto'dan para kazananin arasinda güclü bir baglanti vardir. Iki örnekte de elde edilmis degerin degeri bilinmemektedir ve farkedilmemektedir. Iki örnekte de cabasiz elde edilmis degerler cok ucuza satilir. Birinde özgürlügü kisitlayici etkinlikler pek önemsenmedigi icin karsilik verilmez. Digerinde cok paranin getirdigi kismi özgürlük haddini bilmezlikle sonuclanir. Iki konumda da gelisen olaylarla algi ayni hizla gelismemistir. Degeri bilinmeyen kolay elde edilir seyler kolay kaybedilir.

Mittwoch, 25. Dezember 2013

Erkek kiz ayrimi ve zorbalik üzerine


Insanligin baslangicindan beri kadinlarin gücsüz fizige sahip olduklari, magaralarda saklanmasi ve korunmasi gerektigi erkekler tarafindan öne sürülmüstür. Güclü, kuvvetli erkekler kadinlari dis tehlikelere karsi korumalari durumunda kadinlardan ev islerini yapmalari beklenmistir. Onlar disarda tehlikeyle bogusup eve av getirecek ve kadinlar da evde güzel bir yemek hazirlayacaktilar. Erkeklerin güclü, kadinlarin ise becerikli olmalari beklenirdi. Is ayrimi ilk zamanlarda erkek ve kadinlarin dogasi gerektigi sekilde yapilmistir. Kadinlar gercekten de dogabilecek tehlikelere karsi tam donanimli degildiler. Onlarin güclü erkekler tarafindan korunmasi iki taraf icin de yararli is paylasimi olarak betimlenebilir.

Zaman gectikce insanoglu doga tehlikesinden korunmanin caresine bakmakla kalmamis, ayni zamanda onu yok edercesine geriye itmis ve ikinci dogasini gelistirmistir. Ikinci dogasi dogada dogal olmayan kültürden ibarettir. O artik doga ile ugrasmaktan ziyade hem kendini hem de icinde bulundugu toplumu gelistirmekle mesgul olmustur. Ciplak dogaya karsi güclü olmanin yerini insanlar arasi iliskiler almis, kas gücü yerini beyin gücüne birakmistir. Ikinci doganin gelismesi ile zorlama yerine ikna etmek gelmistir. Insanlar artik ortaklasa birseyler yapmak istediklerinde zorbalik yerine ikna edilmek istemislerdir. Kas gücü yerini dil gücüne birakmistir.

Ikinci dogaya, yani kültüre en hazirlikli olanlar kadinlardi. Kadinlar gücsüz olduklari icin dil gücünü kesfetmek zorunda kaldilar. Dil hakimiyeti onlara yeni olusan kültürde avantaj saglayacakti. Her ne kadar güc yerine iliskinin hakim oldugu bir ortamda kadinlar kendi güclerinin farkina varsalar da, erkekler ayni hizla degisim gösteremediler. Erkekler hala güclü olmanin bir avantaj sagladigini, eski geleneklerin sürdürülmesini istemislerdir: kadinlar evde, erkekler disarda hayat sürdürsünler.

Kas gücü üstünlügü zihin gücüne birakmasi ile kadinlari elde etme sekli de degismistir. Kadinlar artik av ile gelen erkeklerden mest olmamaya baslamislar, karin doyurmanin ötesinde zihinsel doyumu da istemislerdir. O artik „alinmak“ yerine kesfedilmek istemistir. Kendi gücünün farkina varan kadin gücüne uygun sekilde elde edilmeyi beklemistir. Kadinlarin bu tavri, erkekleri rol oynamaya itmistir. Rol oynamakla da erkekler dilini kesfetme sansini yakalamis, yeni ikna etme sekillerini kesfetmistir.

Dil ile gelisen yeni davranis sekilleri de olmustur. Kaba davranis yerini duygusalliga birakip, erkekler daha da kadinimsi görünüm almistir. Rol oynamak sadece sahnelerde kalmayip, güncel hayata da girmistir. Rol oynayan hem rol yaptiginin farkina varir, hem de oynamak istedigi rolün gercekci olmasina calisir. Erkek empati kurmayi böylelikle kadinlar sayesinde ögrenmistir. Empati ile güc yerini sevgiye birakmistir.

Erkek kiz ayrimi ne ise yarar? Erkek kiz ayrimi simdiye kadar yol alinmis gelismeleri geriye döndürmeye, insani dogal duruma tekrardan götürmeye, gücün hakim oldugu ve kati rollerin daha da katilasmasina yarar. Kadinlar objelestirilir, tekrar „almak“ ve „vermek“ hakim olur. Ikinci doga yavas yavas gücünü kaybeder ve en büyük avi eve gitiren, istedigi kadina sahip olur. Erkek rol yapmamasi ile dil becerisini yitirir, kendini baskasinin yerine koyma yetisini de kaybeder. Oysa oyun oynadikca bu yetiler gelisebilirdi.

Rol oynamanin kisitlanmasi erkegi tekrar „erkek“ yapar. Cinsel duygusunu gidermek istediginde kadini „alir“ ve tatmin olur. Kadin onun duygularini gidermek icin vardir. Dil becerisi ile kadini fetethmesine gerek yoktur. Kadin ile erkek arasinda dram yasanmaz. Hayat sadelesir ama derinligini de yitirir. Kadini almakta sorun görmez. Tabiatinin gerektirdigini yerine getirdigini zanneder, zorbalik ettigini, kadina tecavüz ettiginin farkinda degildir. Doganin geregini ayni anda yerine getirmemesi gerektigini, istedigi zaman istedigini alamiyacagini, almak istedigi zaman sabirla fethetmesi gerektigini unutacaktir.

Montag, 23. Dezember 2013

Iyilik ve güzellik üzerine


Dostojewski herseyin iyi oldugunu ama insanoglu iyiyi göremedigini, gördügü takdirde ise hemen mutlu olabilecegini söyler. Iyiyi göremedigi icin mutsuzdur o. Dostojewski burada nasil bir iyilikten bahsediyor? Ona göre iyilik insan disinda, disarda bir yerde olmasi gerekiyor. Insan disinda olan birsey insanin arzusundan, isteginden bagimsiz birseydir. Onun var olmasi insanin varligina bagimli degildir, o halde iyilik cikarcilikla alakali birsey degildir. Insana göre iyilik degismez. Iyilik karsisinda her insanin ayni tavir sergilemesi gerekir ki insandan bagimsiz olasin.

Iyiligin insanin disinda olmasi onun kavranamiyacagi anlamina da gelmez. Metafiziksel bir olgu degildir iyilik. Iyilik aninda hissedilebildigi gibi kaynagi belli degildir. O aniden ortaya cikar. Iyilik bilince düstügü zaman iyilik sayilmaz. Bilinc degerlendirir. Her degerlendirmede kimin yararlanacagi konusunda fikir yürütür. O kazanani ve kaybedeni hemen tespit etmek ister. Iyilik dile düsmedigi anda, sessiz kaldigi anda iyiliktir. O cevresi ile bütünlestiginde, kendisinin cevresi ile gelisme gösterdigi anda iyilik yapmis olur. Her yapilan iyilik geri dönüsümlüdür. Cevresini gelistirdigi gibi kendisini de gelistirir. Geri dönüsüm ayni anda gerceklesmez. Arada zaman farki oldugu icin geri dönen iyiligin nerden kaynaklandigi pek bilinmez. Herkes gibi bir hesap yapmak gerekirse, iyilik insana iyi bir hayat sürdürmeyi saglar ve yaptigi isler basitlesir. Eline aldigi seyler sanki kendiliginden oluyormus gibi gözükür.

Kendiliginden olusan seyler iyidir. Iyilik ne kadar aninda gerceklesse de güzelligin ortaya cikmasi zaman alir. Güzellik disarda bizden bagimsiz birsey degildir. Güzelligin görülmesi ögretiden gecer. Sanat eserlerindeki güzelligi kavrayabilmek icin sanat tarihini irdelemek gerekir. Ondan önceki sanatcilarin düsüncelerini bilmesi gerekir. Gecmisi bilinmeyen bir bina üstü üstüne konmus tas yiginindan baska birsey degildir. Binaya güzelligi veren o binanin tarihidir. Iste bu yüzden güzelligi görmek icin hazir olmak gerekir. Insan ancak kendini hazirladigi zaman güzelli fark edebilir. Egitim güzellikten önce gelir.

Güzellik emek ister. Emek ise emekleyenin tüm hücrelerine yansir. Vücutta en belirgin yer güzelligin surata yansimasidir. Her edinilen deneyim suratta ifadesini bulur. Cok engebeli bir surat sahibinin deneyimli oldugunu gösterir. Güzellik deneyimde yatar. Buna ragmen güzellik denince genelde cocuksu bir surat tercih edilir. Cocuk surati masumiyeti simgeler. Genc kalmislar arasinda genc gözükmek masumiyeti temsil ettiginden dolayi güzellik cocuksu bir yüz alir. Bicak altina yatmak da masum gözekmenin arka yüzüdür.

Tekrardan cocuk olma arzusu bilgisizligi bilgiye yeglemekten baska birsey degildir. Pürüzsüz bir yüz ifadesi ile masum gözükmek, cocukluktaki duyulmus olan güvceye tekrar erismek istenir. Bu anlamda güzellik zamansiz ve deneyimsizliktir. Bu genel kani güzellik kavramina ters düser. Güzellik zamana tabidir ve zamanda iz birakir. Güzellik bir nevi kavramaktir. Güzellik bir sey deneyimlendigi zaman, birsey kavradigi zaman duyulan histir. Güzellik ögrenilir ve ögretilebilir. Iyilik gibi aninda gerceklesmez.