Montag, 26. Mai 2014

Erinnerung an die Dax-Prognese von 13.05.2014

An dem besagten Datum hatten wir bereits eine längerfristige Prognose abgegeben, die lautete:

http://turanerdal.blogspot.gr/2014/05/nach-dem-der-dax-die-langanhaltende.html

An der halten wir weiterhin fest. Die erwartete Bewegung des Pullback ist genauso eingetroffen. Die Hürde bei 9800 Punkten wurde überwunden. So erwarten wir nach eine kurzen Verschnaufpause den Angriff auf 10.000 Punkten oder darüber hinaus. Das müsste dann das letzte Aufbäumen sein.

Sonntag, 18. Mai 2014

Dax-Prognose ab dem 19.05.2014

Erinnern wir uns an die letzte Vorhersage von Dax-Prognose ab 13.05.2014 und längerfristig. Hier hatten wir gesagt, daß der Dax, nach dem er die 9800 Grenze zu sehen bekommt, wieder bis auf 9600 Punkte zurückfallen werde, was wir als Pullback bezeichneten, was auch tatsächlich eingetreten ist. Die Rückoberung der 9800 Punkte-Grenze wird demzufolge nicht so einfach werden. Obwohl wir nach TT-Formation einen starken Aufwärtstrend zu erwarten hätten, ist der Bruch eines kurzfristigen Aufwärtstrends seit dem 07.05.2014 zu verzeichnen. Daher sollte man eine starke Auseinandersetzung beider konkurrierenden Kräfte erwarten, was dazu führen wird, daß jegliche Angriffe auf 9800 Punkten mit entsprechenden Verkäufen abgestraft wird, so daß wir folgende Tassenformationen zu erwarten hätten:

Da der größere Trend vom Januar stärker sein wird, wird er auch die Oberhand gewinnen. Dies trifft in dem Fall zu, indem das gekennzeichnete Feld als Pullback interpretiert wird. Wenn sich die Kurse wie oben nicht verhalten, so muß man davon ausgehen, daß die TT-Formation in beiden Fällen gebrochen ist und der letzte Ausbruch somit als Bullenfalle zu interpretieren ist, was darauf schließen ließe, daß ein großer Absturz zu erwarten ist. Trotz angesprochenen Unsicherheiten, sollte man auf einen Pullback setzen, weil diese Monate bekanntlich nicht zum Abverkaufen animieren. Die traditionellen schwarzen Montage und Freitage fanden im September oder Oktober statt.  

Platon, Hegel ve din

Platon görünür şeylerin arkasında değişmeyen idea'ların olduğunu, in benzetmesinde insanların güneşi arkasına aldığını, onların sadece inin duvarına yansıyan gölgesini görebileceğini savunmuştu. Güneşi görmek imkansızdı. O halde insanın gölge görmekten başka çaresi yoktu. Güzelliğin, iyiliğin, kötülüğün, vs. gibi değerlerin ebedi değer ve bunun değişmeyen özelliği olduğunu savunmuştu. Onun için amaç bu değerleri bulmak olacaktı. Hegel'in görüşü de ana hattı ile Platoncu sayılabilir. O da Platon gibi evrenin ebedi değerlere doğru ilerlediğini savunmuştu. Onun için her gelişme mükemmelleşmenin bir göstergesi idi. Hegel'in görüşü de Platon'un görüşü gibi statik bir görüşe sahipti.

Özüne bakıldığında mekemmeliyetci bir yaklaşımı dinde de görmek mümkündür. Din de yukardaki sözü geçen iki düşünür gibi ebedi değerlerin var olduğunu savunmaktadir. Yukardaki düşünürler ya o değerlerin görülemiyeceğini, ya da ona yaklaşılabileceğini savunurken, din bu değerlerin kutsal kitapta yazdığını, insanın sadece o yoldan gitmesi gerektiğini öne sürmektedir. Hepsinin ortak yani mükemmel bir yapının olduğunu, insanın görevi ya bu uyruklara uyması gerektiğini ya da mükemmel uydukları keşfetmesi gerektiği kanısıdır.

Mükemmelliyetci bir görüşe sahip olmanın insana çok yönlü zarar verebileceğini vurgulamakta fayda vardır. Mükemmel olgunun peşinde koşan biri ya sağladığı küçük gelişmelerden hoşnut kalmayacaktır, ömrü boyu gerçeği örten perdenin arkasında gerçek gerçeği arayacaktır, yani o bulunması imkansız bir şeyin peşinde koştuğu için ömrü boyu mutsuz kalacaktır. Diğer tarafta da gerçeği bulduğunu zanneden insanlar vardır, bunu tüm insanlara yaymayı kendine misyon edinmiştir. Kendi gibi düşünmeyenleri kendi gibi düşünmeye zorlayacaktır. Ilki kendine zulm ederken diğeri ise başkasına zulm edecektir. Mükemmeliyetci yaklaşım kendi yanında başka bir görüşe izin veremez. Bu nedenle de demokratik bir yapı ile de bağdaşmaz. Karakteri gereği demokratik yapı herşeyin iletişim ile çözülebileceğini, ortak çözüm bulmada uzlaşmanın büyük rol oynadığını savunur.

Mükemmelitci yaklaşım kendi yanında başka bir doğru olabileceğine tahammül edemez. Gerçeği kavradığını zannettiği için de ikna edilemez. Gerçek diye kabul ettiği görüşü çürütülmüş olsa bile onu sonuna kadar savunacaktır, çünkü o kendini o görüş ile o kadar özdeştirmiştir ki görüşü hasar gördüğü zaman kendi kişiliği hasar görecektir. Onun için görüşü ile batmak en iyisidir. Bu nedenle mükemmeliyetci bir yaklaşım gitgide demokrasiden uzaklaşır ve despotik bir hal alır. Iletişim kurma, uzlaşma ve ortak çözüm bulma o görüşe çok uzaktır.

Donnerstag, 15. Mai 2014

Bu nasil devam edecek?



Son Soma faciasi yine sistemin zayif noklarini ciplakligi ile göz önüne seriyor. Bir taraftan yapilan hatalar ört-baz edilirken, diger taraftan da “kaderimiz böylesmis” sarkisina benzer dualarla gönül aliniyor. Millet hic birsey olmamis gibi uyutulmaya calisiliyor. Medyanin tutumu aydinlatici bir kitleye ulasmak hala degil, o kendi sevdasinda, hangi acimakli resimlerle rating’ini nasil yukari cikartacagi pesinde. Aci cekmis insanlar kamera önünde yasadiklarini anlatmaya zorlaniyor. Yüz ifadelerinden de görülüyor ki onlar hala olayin sokunu atlatmadan tüm Türkiyeye saklabanlik yapiyorlar. Sedyeye binmis bir gencin ayakkabisini cikartma istegi bir nevi alay konusu olabiliyor veya daramatize edilebiliyor. Medya görevini yan bahcelerde gezmekle yerine getiriyor, olayin aydinlanmasi konusunda hic bir caba göstermiyor. Oysa medyanin asil görevi milleti aydinlatmak olmaliydi.

Nasil bir aydinlatma bekliyoruz? Biz medyadan olayin özüne inmesini bekliyoruz. Biz onlardan olayin nasil gerceklestigi konusunun aydinlatilmasini bekliyoruz. Biz medyadan maden ocaklarinin nasil hizmet verdigi hakkinda, isgüvenliginin nasil saglandigi hakkinda bilgi vermesini bekliyoruz. Biz medyadan tüm olaylari incelemesini, görevlilerin görevlerini yerine getirip getirmedigini arastirmasini, eger ihmal var ise, nasil giderilecegini incelemesini istiyoruz. Biz medyadan yürürlükte olan yasalarin yeterli olup olmadigini arastirmasini, eger yasalar yeterli bulunmuyorsa daha kapsamli yasa önermesinde payi olmasini istiyoruz. Biz medyadan yandaslik yapmamasini, asil görvinin hükümeti kontrol oldugunu bir kez daha hatirlatmak istiyoruz. Kendi özgür olmayan bir medya kendi özgür olmayan bir toplum yaratir. Bu nedenle medyanin sorumlulugunun farkina varmasini talep ediyoruz.

Para kazanmak sirf rating rakamlarina bakmak ile olmaz. Bazen dogru ne kadar aci olsa da söylenmesi gerekiyor. Medya insanlari dogruyu aramada öncülük yapmalidir. O asla birseye alet olmamalidir, alet görevi bittigi zaman ati verilir. Böyle bir medya düsünülemez. Dogruyu söylemekle, bazi seyler ne kadar aci olsa da, cok insan hayati kurtarilmis olacakti. Dogruyu söylemek ve dogruyu talep etmektir medyanin görevi, eger bu görevi üstlenemiyorsa o kukladan baska birsey degildir. Eger niyeti iyi ise, niyeti dogruyu söylemek ise, hata yapmasinda problem görmüyorum. Niyeti iyi olan yaptigi hatasini görür ve düzeltmeye calisir. Bu insanlik halidir. Ama bile bile bazi seyleri saklayarak ve yalan söyleyerek amaclarinin cok ötesine gitmis oluyorlar. Onlar görevlerini halki manipulasyon yapmak zannediyorlarsa yaniliyorlar. Uzun vaadede sözünü gevenilir ve yaptiginda samimi olanlar kazanir. Yalan söylemek ve olaylari örtbaz etmek eski bir elbiseye “yamalik” yapmaktan baska birsey degildir.

Montag, 12. Mai 2014

Dax-Prognose ab 13.05.2014 und längerfristig

Nach dem der Dax die langanhaltende Hürde bei 9600 überwunden hat, wird er das Allzeithoch bei ca. 9800 nochmal in Angriff nehmen. Da der Ansturm nicht von vielen getragen wurde, weil der Durchbruch bei 9600 Punkten einer Überraschung gleich kam, werden die Überraschten nicht zu erhöhten Preisen in den Markt reingehen, und die Euphorie des Durchbruchs wird nicht die nötige Kraft besitzen, die Kurse über 9800 Punkten zu hieven. Daher werden die Kurse nochmal Richtung 9600 tendieren, um auch die Nichtmitgekommene mitzunehmen.

Dax-Prognose für 12.05.2014 und die kommenden Tage

Nach dem der Dax die Hürde bei 9600 genommen hat, ist der Weg für die Höhenflüge frei. Bei ca. 9700 wird der Dax eine Verschnaufpause machen, dann wird er nochmal Richtung 9800 nach TT-Formation durchstarten. Erst der Angriff auf Allzeithoch wird darauf Hinweis geben, wie es weitergeht.

Risk alma cesareti

Risk alma cesareti

Kaybetmekte hayatın bir parçasıdır. Risk almak kaybetmeyi de göze almaktır. Kaybetmek bir hedef değildir, ama aktif çevresi ile ilgilenen için kaybetmekte hayatın bir parçasıdır. Kaybetmeyi pozitif deneyime çevirmek için insan kendini kandırmaktan kaçınmalıdır. Ne kadar gölgesini saklayıcı ve gönlünü rahat tutacak teoriler uydurursa gelişmesini de o kadar önlemiş olur. Pozitif değerler kadar negatif değerlerin de yeri önemlidir gelişmek için. Kendini sürekli iyi göstermeye çalışan, kendi kendisi ile yüzleşmekten korkan, kendi kendine yalan söyleyendir. Bu durumda gelişme fırsatını eli ile dışa itiyor demektir.

Öğrenmek için risk almak gerekir. Her yeni problemi eski yöntemlerle çözmek imkansızdır. Yeni yöntem geliştirmek için aktif olmak, problem üzerine çözüm önerisi yapmak ve bunu hayata geçirmek gerekiyor. Önerilen çözümün denenmesi sayesinde o konu hakkında ancak bilgi sahibi olabiliriz. Denemekle önerilen çözümün eksik yerlerini keşfetmek mümkün olur. Her deneme masraflıdır, sarf edilen zamanın yanında deneyi gerçekleştirmek için yeterli kaynağa sahip olmak gerekir. Deneyin umulduğu sonuca ulaşmaması durumunda maddi zarara uğramış olunur. Bu nedenle maddiyat sıkıntısı çekenlerden risk alma isteği beklenmemelidir. Onlar tek atışta hedeflerini varmalıdırlar, aksi takdirde iflas etmiş olurlar.

Bilgi edinmek pahalıdır. Her alınan risk para ile ölçülebilir. Sabrın yanında risk alan şahıs azimli de olması gerekiyor, yaptığı işten yılmayıp, çevresinden alabileceği tepkilere rağmen yolunda ilerlemesini bilmelidir. Hedefe ulaşıp ulaşamıyacağını bilip bilmediği için bazı kurumların bu riski üstlenmesi gerekiyor. Bilgi edinme riski bir kültürün üstleneceği ortak risk teşkil etmelidir. Bu nedenle tekil bilgi edilmesi çok güçtür. Temin edilen bilginin getirisi aldığı riskten cok daha fazla olduğu için her toplum bu riske ortak olmakta faydası vardır.

Başka bir unsur ise bu kültürün küçüklükten beri eğitilmesidir. Anne babanın sunduğu örnekler de çocuğun gelecekte ne kadar cesaretli olup olmadığını, kendi gücüne ne kadar güveneceğini belirler. Çocuğu için "saçını süpürge eden" anneler aslında kendilerini tatmin etmekten, kendi caresizliklerini unutmakturmaktan başka bişey yapmıyorlar. Çocukları onlara sadece bir meşgale, aksi takdirde kendilerini bir üst yaramayan olarak algılayacaklar ki bu da psikik sorunlar yaratabilir. Çocukların herşeyini yapmakla kendilerini nörozdan korumuş oluyorlar. Çocuklara ise yaptıkları şeylerin bit faydası yok, hatta çocukları bağımlı getirdikleri için en büyük haksızlığı yapmış oluyorlar. Risk almak bir kenera çocuklar büyüdüklerinde anne rolünü üstlenecek eş arayacaklar. Ve böylelikle aynı gelenekler sürüp gidecek. Insanlar en iyi cep telefonunu kullanacak ama tek başına başının çaresine bakmayı bilmeyecek, kendisi her zaman başkalarından bağımlı olacaktır.