Dienstag, 30. September 2014

Cinsel seçim ile yaratıcılık üzerine

Eş bulmaya genel bakıldığında iki yöntem öne çıkar: Bireye bağlı cinsel seçim ile sosyal seçim diye adlandırabileceğimiz ortaklaşa verilen kararın sonucunda doğan seçim.

Cinsel seçim ön plana girdiği takdirde eş bulmada kişinin kendi özelliği önem kazanacaktır. Kendisinin ne kadar marifetli olduğunu, ne kadar başarılı olduğunu gösteren unsurlar ön plana çıkacaktır. Kadınlar iyi genlere sahip olduğunu göstermek için güzelliğini öne sürecek, doğadan nasibini almamış iseler makyaj veya ameliyat yardımına koşacaktır.

Erkekler "iyi" genlere sahip olduğunu başarısı ile gösterecektir. En lüks arabalar, sahip olduğu evler başarının simgesidir. Cüzdanının kabarık olması başarılı olmasının göstergesidir. Diğer tarafta fazla zamana sahip olmak da ihtiyacından daha fazla kaynağa sahip olduğunu gösterir ki bu da başarının simgesidir. Bu durumda "işe" pek yaramayan işler, mesela kitap yazmak, resim yapmak, spor yapmak gibi dallarla meşgul olanlar da rağbet görür. Kadınların ilgisini çekmek için rakip erkeklerden bir adım daha ilerde olması gerekir. Çalışırken en fazla nasıl para kazanacağını, spor yaparken hangi yöntemin daha iyi sonuçlar getireceğini dener. Bu da yaratıcı gücünü tetikler.

İzdivaç programlarında kadınlar o zamana kadar hiç tanımadığı erkeğin becerisini ölçmek için onun kazancının ne kadar olduğunu öğrenmek ister. Erkeğin iyi ve sağlıklı genlere sahip olmasını başarısı gösterir sonucuna varırlar. Başarılı olan en iyi eşe sahip olacaktır. Uc noktadakilerin rağbet görmesi toplumun uc noktalara kaymasını sağlayacaktır. En iyisi olmak için herkes herkesle yarışacaktır. 

Sosyal seçim diyebileceğimiz eş bulma yönteminde görücü usulü seçim on plandadır. Bu yönteme göre cinsellik ön planda değildir. İnsanlar en önde olmak için fazla çaba göstermezler. Hatta tüm cinsel organlarını örterler.  Sosyal değerlere en uyumluları  rağbet görecektir. Göze batmamak, grup içerisinde kaybolmak en seçkin özelliklerden biridir. Bu şartları yerine getirenler grup içerisinde kendisine uygun görülen eşi seçerler.

Sosyal seçim ile başarı terimi yeniden değerlendirilmiş olur. Başarılı olmak kendi becerisini geliştirmek değil, ortama daha uyumlu olmaktır. Bu nedenle kendi özelliklerini geliştirici şeyler yapılmaz, o o özelliklere sahip olanı tanımaya ve onunla iyi geçinmeye çalışır. Empati kurma yetisi çok gelişmiştir. Kendi hünerini geliştirmek yerine başkasına sürekli bağlı kalacaktır ama bunu grup huzuru adına göze alır.

Kendi grubu içerisinde en fazla empatik sayılanlar kendinden olmayanlara en fazla acı çektirenler olduğunu Eckart Voland göstermiştir. Yardım etmenin gelişmeyi desteklemediği, tam tersi, gelişmeye engel olduğu görülmüştür. Yarışı ortadan kaldırmak gelişmeyi de ortadan kaldırır.

Samstag, 27. September 2014

Herşey iyilik için

Şöyle bir sahneye şahit olalım. Bir anne çocuğu ile soğuk ve yağmurlu havada dışarı çıkmayı istiyor. Anne havanın soğuk olduğunu bildiği için çocuğa kalın elbise giydirip hastalıktan korumak istiyor. Belki de kafasında çocuğu hastalıktan korumanın ötesinde başka düşünceler de olabilir, mesela çocugu hastalanması durumda doktora götürmesi çok zahmetli ve masraflı olduğu için anne önlemi önceden almak istiyor. Bu biraz da Nasrettin Hoca'nin testi hikayesine benziyor: Çocugu testiyi kırmadan dövmesi gibi.

Anne bu durumda ileriyi görebildiği için tedbiri önceden alıyor ve çocuğa kazak giydirmek istemesinin sonucu bu düşüncenin ürünü. Çocuğun aklı ise hava durumunda hiç değil. Onun kafasından da belki binbir türlü şeyler geçebiliyor. Mesela dışarı gittiğinde kiminle ve nasıl oynayacağına dair fikir yürütebiliyor olabilir. Eğer koşmak istiyor ise kalın kazağın ona engel olmasından korkuyor ve kazağı giymek istemiyor olabilir, belki de kazağın tüyleri derisine battığı için kazağı giymek istemiyor olabilir, veya kazağın rengi hoşuna gitmiyor da olabilir. Veya bambaşka düşüncesi de olabilir.

Burada annenin öngörülü davranışını çocuğun hiç tereddüt etmeden onaylayıp kazağı sorun yapmadan giymesini beklemek biraz hayal dışı olurdu. Annenin böyle birşey beklemesi çocuğun annesi ile empati kurma yetisinin tam gelişmiş olmasını beklemek anlamına gelir ki bu da çocuğun gelişme seviyesine ters düşer. Çocuk bu yaşta ondan beklenildiği şekilde empati kuramaz. O sadece kendi ihtiyaçlarını gidermek için olaya kendi penceresinden bakıyor olacak. Onun ihtiyacı o anki düşüncesidir, yapmak istediğidir.

Annesi çocuktan beklediği empatiyi kendi kuramadığı için tek bir düşüncede takılıp kalıyor: çocuğa nasıl iyilik yaparım?  Çocuğun gerçek düşüncesi sorulmadığı takdirde anne kendi isteğini çocuğa diretiyor olacak. Çocuk da kendi isteğinin göz ardı edildiğini hissedecek ve anneye karşı gelecektir. Bundan sonra olay güç gösterisine dönüşür. Anne ve çocuk inatlaşır, artık kim güçlü gelir ise, veya erken pes eder ise o kaybeder.

Çocuk kendi düşüncesini ifade etmekte zorluk çektiği için onun kendini ifade etme şekli reaksiyon göstermektir. Anne bunu inat olarak değerlendirecektir ve dediğinin ısrarla yapılmasını isteyecektir. Önceleri iyilik yapmak isteyen annenin çabası artık güç gösterisine dönüşür olacak ve olay yaydan çıkacaktır. 

Çocuğun kendi düşüncesinin sorulmaması ona kendi başına karar veremeyeceği düşüncesini aşılar. Bu tarzda yetişen çocuk isteklerini sürekli arka planda tutması gerektiğini, ondan daha iyi bilenlere itaat etmesi gerektiği mesajını alır. Kendi düşüncesine güvenmemek gerektiğini, kendi başına deneyim yapmaması gerektiği mesajı alır. Oysa anne çocuğun isteklerine saygı göstermiş olsaydı, çocuğa deneyim yapma şansı bıraksaydı ve istediği kıyafeti giydirseydi, ama yine de her ihtimale karşı kazağı yanına almış olsaydı, sorun büyümeden çözülecekti. 

Sorunun büyümesi bir tarafa çocuğa verilen başka bir mesaj ise sorun çözme mekanizmasının dialog ortamında sağlanamayacağıdır: çözümü güçlü belirler. Çocuk ister istemez ikilem içerisindedir, annesinin istediğini yerine getirdiğinde kendine ihanet etmiş olur, kendi düşüncesinde ısrar ettiğinde annesine ihanet etmiş olur. Çocuk ne yaparsa yapsın suçlu duruma düşer, bütün olay annenin iyilik yapmasından kaynaklanır.

Ölüm üzerine

Sokrates'e göre doğru felsefe yapmanın gayesi ölüme hazırlık yapmaktır, çünkü vücudun gereksinimi, isteği, korkusu ve yanılma payı vardır. Bundan dolayı onun için felsefe yapmak ölmeyi öğrenmektir. Gençliği kandırdığı gerekçesi ile ölüm cezasına çarptırılmasını da gayet sakin bir tavırla kabul etmiş, ona verilen zehiri büyük bir zevkle içmiştir. Ölüm onu fiziksel ve zihinsel bir bağımlılıktan kurtarmıştır, ölüm kurtarıcıdır. 

Erdemlik, ölmeden ölmeyi bilmek, tüm bağımlılıklardan kurtulmaktır. Bağımlılığın başka adı ise alışkanlıktır. Yıllarca aynı seyi tekrarlaya tekrarlaya görünmez hale gelir, taa ki zoraki bir kopma, ayrılma alışkanlığı göz önüne getirene kadar. İşte o anda insan ne kadar bağımlı olduğunu anlar.

Ölüm de böyle zoraki kopmadır. Ölen sevilmese bile, onunla yaşadığı sürece mücadele edilmiş olsa bile, onunla ne kadar karşıt fikre sahip olunsa bile, karşıt diye zannettiğimiz özellikler aslında bizi ona bağlayan özelliklerdir. Ölüm bu bağları her çıplaklığı ile şu üstüne çıkarır. Barajın fazla basınca dayanamaması gibi tüm damlar yıkılır ve gözler sularla dolar. Ölümle de bağımlılık gider ve insan hür olur.

"Öl ve ol" bir hür olma çabasıdır. Kişiliğin oluşmasında alışkanlıkların ölmesinin büyük bir payı vardır. Korku da hayat belirleyicidir, istekler de. Tüm bu bağımlılıkları yitirdiği zaman insan herşeyi olduğu gibi kavramaya bir adım daha atmıştır. İşte o zaman dünyayı kendi penceresinden, kendi dertlerinden ayrı görmeye başlar. Eğer Mevlana göz önüne gerilmiş bir "perdeden" bahsediyor ise, işte bu perdelerin inmesi durumunda herşeyin çıplaklığı ile görüleceği kanısındayım. Ölmeden ölmek bu olmalı. 

Senkronize olmak, af etmek ve özgürlük üzerine

Eski Roma'da bir söz vardı: divide et empire (böl ve hükmet).  Gerçekten de büyük problemlerin üstesinden gelinemediği zaman en mantıklı metod o problemi parçalayıp, parçaları çözdükten sonra büyük probleme el atmaktı. Böylece üstesinden gelinemeyen problem kazak söküğü gibi sökülür hale gelir, böylece insan probleme hükmeder. 

Henry Ford bilindiği gibi aynı yöntemi uygulayıp araba üretiminde çığır atmıştı. O araba yapımında tüm prosesleri inceleyip işi küçük parçalar haline getirmiş, montaj hattını devreye ilk defa o sokmuş, işçilerin yapmaları gereken hamlesini sadece bir kaç el becerisi ile sınırlamıştı. Bu sayede sadece araba fiyatlarını aşağıya çekmemiş, aynı zamanda yeni çalışma sistemini de hayata geçirmişti.

Ford işi bölmekle birlikte kalmamış, bir işlemi diğerine bağımlı hale getirdiği için montaj bandında iş bölümünü senkronize etmeyi de başarmıştı. Senkronize olan iş artık kendi düzenini kurar duruma geldi. Ona dışardan müdahale etmeye gerek kalmadı. Montaj bandının taktı belirlendiği zaman herhangi bir iş aksaması diğerleri tarafından ayrılacaktı. Otokontrol sağlandığı için seri üretime geçilip üretim artışı sağlandı.

İş bölümü sayesinde üretimin artması bir yana, işçilerin de özgürlüğü ellerinden gitmiş oldu. Onlar artık tek bir işlemden sorumlu hale geldikleri için, sürekli robot gibi aynı hamleyi yapar duruma geldiler. İşin tümünden sorumlu oldukları zaman neyi ne zaman yapılacağına kendisi karar verirdi.

İşbölümü sayesinde o işi yapma siklusu ve o işin hızı belirlenmiş   oldu. Sıkışıklık halinde herhangi bir zincirin durması tüm işin durması haline geleceği için herkes herkesi denetlemek zorunda kaldı. Öngörülen kilometre taşları yeri yerinde uygulanmalıydı, uygulanmadığı takdirde o af edilemezdi. Böyle bir sistemde af etmek tüm sistemi durdurur hale getireceği için sistem içindekiler öngörülen zaman birimine ayak uydurmak zorunda kaldılar. Af ile işbölümü bir arada yürüyemezdi.    

Freitag, 26. September 2014

Seçim sizin

Newton yasasına göre bir cisme dışardan müdahele etmedikçe o cisim aynı istikamette yol almaya devam eder. Her müdahale o cismin yörüngesini değiştirir. İşte bu yol değiştirme anlarına seçim yapma anı da denir. Her seçimden sonra o cisim (insan) yeni yörüngesinde hareket etmeye devam eder, taa ki yeni bir seçimin yolu değiştirmesine kadar.

Seçim noktası belirsizlik anıdır,  tesadüfün hayata müdahale etme anıdır. Geleceğin bilinmez olması bu müdahalenin yönünün önceden bilinmediğinden kaynaklanır. Seçim yapılmadığı sürece herşeyin hesaplanabilir olduğu zannedilir. Oysa hesaplanabilirlik o yol ayrışlarına kadar sürer. Seçim yapıldıktan sonra hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktır, herşey değişecektir. Seçimden korkan Tesadüfü hayattan men etmeye çalışacaktır.

Heissenberg' in belirsizlik yasasında zamanın ve mekanın aynı anda tespit edilemeyeceği gibi borsada da kurların ve zamanın aynı anda tespit edilemeyeceği görülür. Kurların belli bir seviyeye geleceğini tahmin ettiğinizde zaman faktörünün devreye girdiğini görecek ve ne zaman tahmin edilen değerlere erişileceği bilinmeyecektir, ya da zamanı bilecek ama kurların değeri bilinmeyecektir.

Zaman sabit tutulduğunda borsanın hangi değeri alacağı bilinemiyeceği için, zamanı serbest bırakıp kurların trendini tespit etmek en akıllı yöntem olacaktır. Kurlara yol seçme hakkının bırakılması, yani ona zaman tanınması halinde istenilen değerlere ulaşılacağı görülecektir.

Daytrading diye de bilinen günlük işlemlerin yapılması yukarda betimlemek istenilen yasaya aykırı gelir. Hem zamanın hem de öngörülen değerlerin aynı anda tahmin edileceğini zannetmek, borsanın "bilincine" dışardan müdahale etmek, onu seçime zorlamak ve bu da tesadüfü ortadan kaldırmak anlamına gelir. Orta ölçekli ve uzun vaadeli yatırımlarda tesadüfün üstün geleceği ve yatırımcının zarar edeceği görülecektir.

Borsaya seçim hakkı tanınması gerektiği gibi her insanın da seçim hakkı olduğunu bilmekte fayda vardır. Borsanın nereye gideceğini tahmin etmek mümkündür, yanlız oraya giden yolu seçme hakkının kendisinde olduğunu bilmek insanı büyük kayıplardan alıkoyacaktır.

İki seçim arasındaki boşluk sorun yaratır. Hızın cazibesi çabuk değişken, oynak resimlerle veya haberlerle dikkati dağıtarak can sıkıntısını hafifletmesinde yatar. Borsada da hız aynı görevi görür, hiç birşey yapmadan beklemek ona çok zor gelir.

Her konu hakkında fikir yürüttüğünü zanneden bölük pörçük kırıntıların peşinden koşan veya her trendi kovalayan gerçekten neyin değerli neyin değersiz olduğunu anlamakta zorluk çekecektir. İnsanın seçim hakkı zaman tanındığında olur. Zaman hızlandırıldığında sağlıklı seçim için değerlendirme zamanı kısıtlanmış, onun yerine seçim yapanlar olacaktır. Borsada da olduğu gibi hızlandırılmış ortamda bireyler karar verdiklerini zannederler ama "büyük resmi" kavrayamadıkları için her seçim kendi aleyhine olur. Bazen zamanı yavaşlatıp onun verdiği başdöndürüsünden kurtulmak olaya uzaktan bakıp seçim hakkını tekrar eline almak doğru olacaktır.

Donnerstag, 25. September 2014

Zamanın hızlanması

Türkiye çok kısa zaman içerisinde kitlesel değişimlere tanık oldu. Eskiden eşşek ile bir köyden diğerine giderken, şimdi ulaşım yerini otomobillere bıraktı. Yeni yolların yapılması ile ve yeni ulaşım araçlarının (uçak ve tren)  devreye girmesi ile uzun mesafeler kısaldı. Günler alan bir yolculuk şimdi saatler alıyor oldu.

Bu hızlanma sadece mesafe kat etmekte gözlenmedi, haberleşme de aynı derecede hızlanmış durumda. Telefon ve televizyon kanallarının çoğalması hem mesafenin kısalmasına hem de haber çeşitlerinin artmasına neden oldu. Haber alma ve haber vermenin hızlanması ile kendi kabuğunun içinde yaşayan insan diğer insanların kaderlerini daha kolayca paylaşır hale geldi.

Hızlı enformasyon ve mesafe kat etmenin getirdiği yeni davranış şekilleri de beraberinde geldiği görüldü. Hızlanmanın, aile bağının hafiflemesi, ahlak değerlerinin yer değiştirmesi gibi kişisel ve toplumsal davranışların değişimine sebeb olduğu gözlemlendi. Eskiden kapalı aile hayatı sürdürürken, enformasyon dağılımının sınırı yaşadığı alan ile sınırlı sayılırken, şimdi onu etkileyen çevrenin genişlemesi ile yeni davranış şekilleri geliştirmek zorunda kaldı.

Yeni davranış şekli sayacağımız  arkadaş çevresi zorunluluktan daha çok enterese bazında gerçekleşmeye başladı. Sosyal medyanın bu kadar önem kazanması da ortak ilgi alanı çevresinde birleşmek isteyenlerin sinir tanımaz olmasındandı. Kendi yerel çevresinde ilgi alanı ile arkadaş çevresi edinemeyen sosyal medya sayesinde istediği gruplara dahil olabiliyor oldu.

Enformasyonun çoğalması ve hızlanması aynı zamanda dezenformasyon olayını da beraberinde getirdi. Enformasyonu manipülasyon kanali olarak kullanabilme imkanı doğdu. Birey için de bu süreç yeni idi, o aynı hızla hangi enformasyonun doğru hangisinin yanlış olduğunu ayırt edici bir filtre sistemi geliştiremedi.

Bu hıza ayak uyduramayanların talebini karşılamak için yeni meslek dalları türedi. Televizyonlarda yorumcular ve analizciler peydahlaştı. Bu yorumculardan da fena halde rahatsız olanlar yorumcuları piyonlar gibi değiştirdi. Eski aile düzeni sürdürmeye çalışanlar şimdi büyük Türkiye ailesi içerisinde yaşamaya devam ediyorlar.

Mittwoch, 24. September 2014

Örtünmek ve kadın reaksiyonu üzerine

Kadına kendini kötü hissetmesi için ona "sen güzel olmalısın", "sen seksi olmalısın", "sen daha zayıf olmalısın", "sen hem çalışıp hem de iyi bir anne olmalısın", "sen iyi bir sevgili olmalısın"...gibi sözlerle büyük yük veriliyor. Bütün yükün altında ezilen kadın başını  sarmakla "ben sizin idealinize uymak istemiyorum" mesajı vermek istiyor. Neden zayıf olması gerekiyor ki? Neden reklamlarda şişirilmiş kadınlara benzemek zorunda kalsın ki? Neden vitrindeki manken bebeklere benzer şekilde kendini süsleyip erkeğinin yanında aksesuar olsun ki?

Kendine biçilen rolü dolduramayan kadınlar kendini kötü hissedecektir, kendinde birşeyin noksan olduğunu zannedecektir. O rolü doldurmuş olsa bile kendini kötü hissedecektir, çünkü sevilmesinin nedeni o rolü doldurduğu için zannedecektir, sırf kendi olduğu için değil. Ne yaparsa yapsın o doğmadan yenik duruma düşmüştür. Bu durumda örtülmesi ona zannedildiği gibi hürriyetini elinden almayacaktır, tam tersi, o kendini rahat hissedeceği için daha da hürdür. O kendine biçilen rollerin üstesinden ancak kendini örterek gelebiliyor. Örtülen kadın evli ise, tek bir görevi vardır, o da yuvasının kadını olmak. O görevi yerine getirdikten sonra o hürdür. Onun karsisina ona "laf atan" biri daha çıkamaz. Ahlaklı sayıldığı için de toplumda saygındır. Yukarda sayılan, güzel olmak, işte başarılı olmak, gibi türdeki baskılardan kurtulmuş olur. Evli de gelse daha ona laf atılmaz, örtü onu erkeklerin azabından korur. Başını örtmeyenler o tarz erkekler için "kolay av" olduğu sayılır ve avlamak için herşeyi yaparlar.

Baş örtüsü aslında yukardaki yanlış yürüyen toplumsal sorunlara getirilmiş pratik bir çözümdür. Erkek hegemonyası altında kalmak istemeyen ama yine de onlardan bağımlı olan çevrenin verdiği bir tepkidir, başörtüsü. Tabii ki dinsel nedenler öne sürülebilir, gerçek anlamda hür olmaları için onlar kendilerini başörtüsü arkasına saklamak zorundalar.